“Sponsorunuz var mı?”

Uzun soluklu seyahat planınızı kime anlatsanız eninde sonunda duyacağınız bir soru var: “Peki sponsorunuz var mı?” Madem çok merak ediliyor, anlatalım. Önce özetler: Bu iş zor Yonca ama bir şeyler oluyor zorlayınca.

Eğer tanışma videomuzu izlediyseniz üçümüzün de üretim sanayi terk “mayışlılar” olduğumuzu öğrenmişsinizdir. Bu da daha önce hayatımızda hiç sponsorluk kovalamadığımız, Güney ve Kuzey Amerika turumuz için -kısmen de olsa- finansman kaynağı yaratma çabasına nereden başlayacağımızı bilmediğimiz anlamına geliyor. İnsan denedikçe öğreniyor, öğrendikçe yöntem geliştiriyor ama başlangıç noktası koca bir sıfır olunca alınacak yol epey uzun oluyor. Bu yüzden “aslında neler düşünmüştük, ne hayaller kurmuştuk, ne cin fikirler bulmuştuk” gibi detaylarla dolu konu başlıklarını es geçip yaklaşık on ay süren destekçi bulma çabalarımız sonucunda öğrendiklerimizi imbikten damıtarak aktaralım.

  1. İyi nişan alın: Hedef markalarınızı iyi seçin. En iyi/büyük/ünlü markaların kapısını çalarsanız olumsuz yanıt dahi alamama olasılığınız artar. Kendiniz hali hazırda “marka” değilseniz -ki bu işlerin acemisi biri tarafından yazılmış bu yazıyı okuduğunuza göre değilsiniz- ikinci/üçüncü sıradaki markaları hedeflemeyi düşünebilirsiniz. Reklâmlara inanmayın, imkânsızı istemeyecek kadar gerçekçi olmak iyidir.
  2. Torpil kullanın: Kapıları aralamak için erişebildiğiniz tüm kaldıraçları kullanın; seyahat/proje maliyetlerinizi azaltmak için her yolu denemenin ayıbı yok.
  3. Tasarruf edin: Aynı e-postayı küçük uyarlamalarla ilgilendiğiniz tüm firmalara gönderin. Yalnız hitapları, marka isimlerini karıştırmamaya dikkat edin. 😉
  4. Dışarı açılın: Yabancı firmaların yerel distribütörleri sponsorluk konusunda inisiyatif almaya çekinebilir. Özellikle kalite yönetimi iyi olan yabancı markaların web sitesindeki iletişim formu üzerinden gelen mesajları ilgili departmanlara yönlendireceğini unutmayın. E-posta zaten hazırdı, yapıştırıp geçin.
  5. Powerpoint’e güvenmeyin: İyi bir planınız varsa iyi bir sunum hazırlayabilirsiniz ama bu tek başına yeterli olmayabilir (sonuçta herkes yapıyor). Tanışma videomuzun kaç sponsorluk toplantısının odağı olduğunu anlatsak şaşırırsınız. Video şart değil elbet, önemli olan karşınızdakileri seyahatiniz boyunca ilgi çekici içerikler üretebileceğinize ikna etmeniz.
  6. Atmayın: Markalara ne sunabileceğinizi iyi hesaplayın. Dayanaksız biçimde “Facebook’ta yüz bin, Instagram’da elli bin takipçi hedefliyorum” derseniz sizi dinlemek için aralanan kapılar hızla geri kapanabilir.
  7. Uçmayın: Fikriniz büyük olasılıkla sandığınız kadar iyi değil ve markalar kapınızda sıraya girmeyecek. 

    Ve en önemli maddeye gelelim:

  8. Yılmayın: Markalar kapınızda sıra olmuyorsa siz her sıraya girin. “A’dan yanıt gelsin de ona göre B’ye başvurayım” demeyin, A, B, C ve hatta D’ye aynı anda girişin. Makul bir süre içinde firma yetkililerinden yanıt alamazsanız kendinizi hatırlatmaktan da çekinmeyin.

Bizim biriktirebildiğimiz tecrübe şimdilik bu kadar. Belki ileride dönüp bu yazıyı elden geçirmek veya devamını yazmak gerekebilir. Değişmeyecek tek şey sponsor arayışına başlamadan önce sıkı hazırlık yapmak gerektiği. Dersinize iyi çalışırsanız şansa pek ihtiyacınız olmayacaktır ama şimdiden bol şans!

Oldu yani, olmuyor değil.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *